... ve pembe bulut sardı onları

içi sıcacıktı ve akide şekeri kokuyordu...

koca

larız

kafa

biz

biz

Engelli Mim

1 Mart 2011 Salı

"bak yavrucuğum buralar eskiden dutluktu" demeden önce istedim ki mimsiz gömülmesin bloğum karanlıklara... "Ölmeden önce ne yapmak isterdin" sorusunun blogger versiyonu bu. Yapacak birşey yok...

Dolmadakia'dan sevgili Leylim'in vermiş olduğu mimleri cevaplamaktan gurur duyarım efenim. Umarım ben bunları cevaplayana kadar, yasak bizim sulara erişmez.

Gün içerisinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey:

Mim geldiğinden beridir düşünüyorum ne yalan söyleyeyim... Ne şoka giremez bir insan olmuşum ben de haberim yokmuş... Aklına ilk gelen şık doğrudurdan yola çıkıyorum o vakit;

Parayla saadet olmaz der atalar eyvallah da... İddia ediyorum aksini ispatlayabilirim. Hal böyleyken hesabımda şöyle hakkını verecek denli  bol sıfırlı bir meblağ görürsem, şoktan şoka girmekle kalmaz, yakın çevremi de şoka sokarım. Hem de sonrasında ispat da ederim nasıl mutlu olunacağını... Şimdi mutsuz muyum? Hayır tabii ki... Ama daha fazla potansiyel var bende biliyorum. 

Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey:

Misal gofreti bahçede görsem ve içeri almazsam uyuyamam, zira sabaha kadar kah havlar kah ağlar... havalar da soğuk, yazık kızıma. Yoksa maddiyatla hiç işim olmaz. Efendim? Hesabımdaki şoka sokan meblağ mı? Yok öyle bir şey :) 


Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey:

"Ara sıcaklardan ne var? Böyle paçanga maçanga gibi bir şey? Midemizin suyunu alsın"


Uğurun var mı?

Hep istedim bir uğurum olsun. Bu bir sayı olabilirdi, renk olabilirdi, kumsalda cepte kalmış, sektirilmesi unutulmuş bir taş olabilirdi

. Kabule hazırdım, hepsini denedim ama olamadı bir türlü. Sonra 2008'in 14 haziranı geldi biz Ahmet'le burnumuzu kapatıp cup evlendik. Dışardakilere de "ilk başta soğuk gibi ama girince alışıyorsun gel gel" dedik. 
Nikahta keramet var dedikleri doğru demek ki, evlendik ayın 14'ü, balayına uçalım dedik koltuk numerosu 14, otel odası numerosu 14, dolmuşa bineriz 14, dön geriye "çıkma startı" 14 kasım... hiçbiri de önceden hesaplanmış değil... Şimdi de Allah nazardan saklasın deyip 14 defa vuruyoruz tahtaya, 14 defa da kıçımızı kaşıyoruz.


Kendine en yakıştırdığın renk:

Ergenlik dönemimin baş belası olan ve o dönem belli ki beni pek bir sevmiş kilolarım yıllar sonra patadanak "ta taa biz geldik" dedikleri için şu sıralar en yakışan renk tabii ki SİYAH. Yaş 11 - 12 iken rocker özentisi imajıma uyuyordu siyah ama şimdi renkli cıvıl cıvıl bir kadınım ben ya. Bir gidin de doya doya giyeyim en sevdiğim beyaz atletlerimi, gök mavisi hırkalarımı... 
Off..


En sevdiğin takın:

Tek taş küpelerim. Pırlanta falan değiller, istiklalden almıştım beşini beş liraya. Onlar olmadan kendimi çıplak gibi hissediyorum. 

*Ahmet burayı okuyordur di mi?


Takıntın:


Takıntı konusunda tescilli olduğum için, gündelik olanları es geçiyorum. Geçenlerde yeni bir tanesini fark ettim. Ne zaman bir film izlesem o sahnede kaç ayrı kamera açısı kullanılmış, hangisi daha çok tekrarlanmış sayıyormuşum ya ben? Üstünde çok durmamalı, meslek hastalığı deyip geçmeliyim sanırsam. 

Ben bu şarkıyı duyunca şakırım:

Geçen haftasonu düşünülünce :
Evlerinde lambaları yanıyooorr, göz göööööz olmuşşş ciğerleeeeriiiiim kanıııyooooorrr 
muş... şakımakla kalınmıyor, kollar ritmik hareketlerle yukarı inip çıkarken parmaklar da istikrarlı bir şekilde şıklatılıyormuş. 
;)



Solunda ne var?


Yanında çıkır çıkır blog yazan bana ve ayaklarının üstünde yatan 30 kg luk gofrete aldırmadan, demlenen çaydanlık sesi çıkarmaya devam eden, bazılarının değimiyle "shut down" kocam :)


Bir mim'in daha sonuna gelince, topu arkadaşlarına atmak raconun bir parçası imiş.


Öyle ise;

The Oscar goooeees to;

0 yorum gelmiş :):

Yorum Gönder

 

Mail ile Takip