... ve pembe bulut sardı onları

içi sıcacıktı ve akide şekeri kokuyordu...

koca

larız

kafa

biz

biz

kadınsal fobiler dosyası _ kuaför

2 Aralık 2010 Perşembe

Malumunuz biz dişicanlar gerek kafamızdan bitiveren, zapta rapta gelemeyen mısır püsküllerimiz, gerek el ve ayak gibi uzuvlarımızda peydah oluveren ve şayet düzenli bakım kürlerinden geçirmez isek zaman zaman toynakımsı bir hal alıveren tırnaklarımız, akla hayale gelmeyecek yerlerde bitiveren kılsal oluşumlarımız ile ilgili harici destek ihtiyacını çeşitli yollarla gideren bünyeleriz. Bu harici destek üniteleri de halk içinde kuaför olarak anılmakta.



O büyülü kapıdan çıktığımızdaki hafiflik duygusu eşliğinde "ben dünyanın en güseli oldum yahu" edası için katlanamadığımız pek bir şey yok gibi... evet.. evet yok

"Ben karşıyım kardeşim, en güzeli doğal olmak" mottosunu ağzına sakız etmiş hemcinslerin ne kadar riyakar olduğuna bu yazıda değinmeyeceğim. zira onlar kendilerini biliyorlar.

Çirkin kadın yoktur az vodka vardır diyen ruslara inat, çirkin kadın vardır ve bunların arasından en en en  çirkini bile neşter marifeti olmadan bir afete dönüşebilir ve bunun Tekelle - Duty Free ile hiç bir alakası yoktur, yeter ki doğru "altın makas ekibi" nin adresi bilinsin diyor konu başlığımıza kurulup ilgi bekleyen kuaför korkularına geçiyorum..

 FÖN!
Saçlar benim kadar çoksa ve de kıvırcıksa, ya da tam tersi yoksa hatta tepe gözüküyorsa en temel korku "acaba fönü düzgün çekebilecek mi?" dir. Yaşayanlar bilir, bu korku hele ki, fön sonrasında bir randevu vs. varsa, ciddi bir korkudur. Erkeklere bunu şöyle anlaşılır kılabilirim; maçın son 10 dakikası ve kötünün iyisi ihtimal olan beraberliğe yattı takım amma velakin karşı takım da durdu durdu bu son dakikalarda bastırmaya başladı. işte o süre zarfı içinde "amanın gol oluvericek" sıkıntısı bizim "amanın fön tutmayacak" sıkıntısına karşılık gelmekte.
En zeki, en kafa, hatta kanka kız arkadaşınızın bile, hatta anneninizin bile bu sıkıntıdan zaman zaman muzdarip olduğunu biliyor olmak umarım sizleri bizlerden daha fazla uzaklaştırmaz.





RÖFLE SORUNSALI

Nasıl olduysa, oldu ve bir önce saçınıza yaptırdığınız röfle tam da istediğiniz gibi oldu. İşte asıl problem, yenileme zamanı geldiğinde aynı kıvamın tutup tutmayacağı korkusudur. Ya abartırsa, ya tutturamazsa, ya yakarsa diye diye saatler geçer.Hafife alınacak gibi değil, bu bekleyiş sonucu insanı katil etmeye yeter.
Sonuç : büyük ihtimalle aynadaki yeni renk içinize sinmez ve bu süre zarfında akıp giden sürenin bir benzeri, ta ki göz alışıncaya dek, ayna karşısında geçer. Tam olarak alışınca da zaten  yenileme vakti gelmiştir.


 DİP BOYAM MI GELDİ NE?

Aynı şey dip boyası, komple boya için de geçerlidir. Akıldaki renk asla saç teli ile buluşmaz, sadece sonuca alışma süresi konusunda esnek davranılır.

Ya da "ah tam da istediğim gibi oldu" ayağına yatılır, zira bir boya için eşek yüküyle sermaye yatırılmaktadır, mekan sosyetik, diğer müşteriler koket olunca, nedense kuaförün her dokunuşunda ilahi bir mucize bulunmazsa olmaz. Hadi bırak artık kırıtmayı : tutmadı o renk! herkes farkında..

KESTİREMEM!

Kesim başlı başına beladır. Ve kabul edilmesi gerekir ki, yanlış kesim anıları ile bezeli geçmişleri ile barışan kuaförler kendilerini "image maker" ilan ederler. Uzak durmakta fayda var.
 "Uçlarından aldırmak istiyorum" ile biten her cümlenin 20 dk sonrasında aynada beliriveren "boy george" ile barışmakta da fayda var.
Yapılacak bişey yok, en azından bu işe bir standart gelene kadar ülkemiz sınırları dahilinde kuaförler kırıkları temizlemenin tek yolunun kökünden kesmek olduğunu zannetmeye devam edecekler gibi...

AĞHH-DAA!

Tatil öncesi kıl-tüy sendromu liste başı olması gereken fobilerden. Yola çıkmadan bir gün önce, hatta seyehat gece başlayacaksa o günün sabahı kuaför salonu bizi bekler... yol boyunca bünyeye hakim olan ruh hali : Ağda sonrasında sadece istenmeyen tüyler değil, bütün bir kış vedalaşmakta ciddi problemler yaşadığımız yağlar, selülitler de istenmeyen diğerleri gibi bezin üstünde kalacaklar ve bizi ebediyen terkedecekler... Salonun kapısından içeri giren ucubik çıkarken şampuan reklamlarında görmeye alıştığımız mini etekli zira uzun bacaklı, parıl saçlı bebek olacak... bu ve benzeri bir düşsel yanılsamayı hemen hemen hepimiz yaşamışızdır şüphesiz...

ANCAK!

O akılda canlanan adriana lima silüeti aynayla buluşunca aniden patlar! Bacağının, baldırının muhtelif bölgelerinde oluşmuş sir sebepli morluklar ile akça pakça olan ve henüz güneş görmemiş bembeyaz cilt yüzeyinde iyice varlıklarını pekiştiren selülit topakları ile karşılaşan dişican yer kabuğunu delip, magmanın en sıcak katmanına ilerleyebilecek bir ivmede reel'e düşüş yaşar! Yaşamaz mı? Sir sonrası eve dönüş yolunda artık akılda tatilin keyifli anlarının yanı sıra, morlukları nasıl kamufle edicem? Kaç gün sonra bronzlaşıp selülitler görünmez olacak acaba, pareomun boyu biraz kısa mı ne gibisinden detaylar da salınmaya başlarlar..

Yapılı saçlar, tırnaklar, bebek gibi bir ten ama gene de mutsuz olmayı başardık sanırım.

Kadın olmak cidden zor.

Di mi?

2 yorum gelmiş :):

Miles dedi ki...

çirkin kadın yoktur az votka vardır lafını ruslarını söylemediğini,söylemeyeceğini,söylemesinin mantıksız olduğunu iddia ediyorum :))

Şam'da Kayısı dedi ki...

aşağıdaki linkte ruslar tezini yalanlamış sanki :)

http://static.businessinsider.com/image/4b5954170000000000c0d9f0-344-258/old-russian-lady.jpg

Yorum Gönder

 

Mail ile Takip