... ve pembe bulut sardı onları

içi sıcacıktı ve akide şekeri kokuyordu...

koca

larız

kafa

biz

biz

Hatırda Kalanlar_1

10 Ocak 2011 Pazartesi

yakın zamanda öğretmenler günüydü ondan mı, yoksa bir iki gündür beni dürtükleyen başkaca bir etmen mi var bilemiyorum ama unutmadan bir yerlere not düşmek ihtiyacındayım..

bir :  İlkokulda önlüklerimi hep annem dikti. Yaka olarak da garip, sert, sanki mukavvadan yapılma, koşup terledikçe ensemi kesen, kolalı, beyaz bişey takardım. Sanırım onu da annem yapardı. Evet, evet kompleksli alanlarıma dair ilk inşa girişimleri o ödemlere ait. Diğer çocukların kendi etraflarında döndükleri vakit uçan eteklerine, dantelli yakalarına ve bembeyaz çoraplarına bakıp bakıp iç geçirirdim. Annem dantelden oldum
olası nefret etmiştir. Önlüklerimin ve yakamın kendisi tarafından imal ediliyor oluşunun nedeni de tekstille uğraşması değildi elbet ve ailemizin maddi durumunun kötü olması da değildi. Annem doğuştan marifetli bir endüstriyel tasarımcı olunca... ben de elinin altındaki hobi atölyesi olmuştum ister istemez.. Ama çocuk aklı ve bakış açısı,
"annem ne kadar marifetli" yönünde çalışmıyor... Önlük ve yaka alamayacak kadar fakir olduğumuzu zanneder, bazı geceler ağlardım bile. Şimdi düşününce hakikaten 18. yy romantizmine sahip bir ruh hastası geliyor gözümün önüne.
Gene de bugün bile sanki dünmüşçesine üzülürüm aklıma geldiğinde diğer kız çocuklarının fır fır dönen etekleri, dantelli yakaları...İnsan ister 8 yaşında olsun ister 30 üzülecek birşeyler mutlaka bulur..

iki : Bu önlük ve yaka mevzunun dışında bir konu daha var... bu kız çocukları o ödem nasıl olur da kar beyaz çoraplarını tüm hafta boyunca kirletmeden koruyabiliyorlardı? Benim için bugün bile tüm gün koruması oldukça zor bir meseleyken, sen tut bacak kadar kız zıpla hopla, hiç bişeyden eksik kalma ama çoraplar bembeyaz?? sinir bozucu.. daha ilk ders zilinin akabinde şayet çorap beyaz ise, ki namım yüzünden annem pek beyaz çorap giydirmezdi bana, çoraplarım dünya haritasına dönmekle kalmaz, bir de güpur dantel olma yolunda baya bir yol kat etmiş olurlardı..

o zamanın kar beyaz çoraplı kızları, bugün hijyen kare hijyen evlerinde kocalarını içeri almadan önce sterilizasyon makinesine sokanlardan oldular sanırım.
...ya da bok atma mekanizmam gene iş başında.
Artık kabul etmenin vakti geldi de geçiyor. İnsanlar ikiye ayrılır : doğuştan ütülüler ve  o ütülü hali bozmaya ant içmişler..  İlk grupta olmadığım çok aşikar..
 
üç işte :
bak şimdi hatırlayınca acayip sinir oldum gene... çoğu insan ilk okul öğretmenini anımsadığında sımsıcak hislerle dolar, gözleri yaşarır, derin mi derin bir ah ulan ah çeker ve de ben bu insanları da acaip kıskanırım..
bunun için bir ikiden fazla sebep var elbet... ve bilen bilir... ama gene de içim elvermedi tüm o rahatsız edici süper mega detayları dillendirmeye...
sildim hepsini gitti...

dört mü ne : Tenefüs zamanında okulun önünde iki seyyar satıcı dururdu. Bazen seyyar satıcıların sayısı artardı ama bu ikisi kesin her tenefüste ordaydı.. Birinin adı Memo'ydu. Gri eski bir pardesü giyerdi. İçinde de kahverengi - sarı arası bir kazak olurdu.. Küçük kafalı, küçük gözlü, kıpkırmızı yanaklı, yağlı saçlarını pis bir berenin içinde saklayan, sırtında kocaman bir çuvalla gezen bir nevi metropol noel babası...

Rvayetlere göre memo çok zengindi. Apartmanları, yatları, katları vardı. Her tenefüs zilinde zincirimizden boşalmışçasına koşup memonun ve diğer abinin sattığı plastik oyuncak, çıkartma, minik kolonya (renkli renkli, yamuk küp şeklinde, hani arkadaşımızın gözüne sıkmak için olanlardan), ciklet, miklet ne kadar dandik bok püsür  varsa bütün sermayemizi bunlara yatırırdık. En çok da çıkartma alırdık... Herkesin annesi kızardı memodan alışveriş yapılmasına.. Benim annemse aldığım çıkartmalara ortak olur, hatta ekstra para verirdi kendisine de almam için..
Bu ikiliye yaz zamanı dondurmacı eklenirdi. Çanta gibi omzuna astığı alaska frigo kutusuna benzer, paslı teneke içinden çıkarttığı koni şeklinde buz dondurmaları bugünün 25 kuruşuna falan satardı bu amca... En çok sevdiğim şey de konik bölümünü ağzıma dayayıp, suyunu emerek dondurmayı sadece kuru bir buz kütlesi haline çevirmekti. İki türü vardı; biri sarı, diğeri kırmızı.. Sarı olanı limonluydu sanırım ama hafızam muzlu da olabilir diyor.. Ama şimdi kendi kendime tekrarlayınca muzlu dondurma çok saçma geldi.. Kırmızı olan da vişneliydi sanırım...

Ben hep kırmızı olanından yerdim. hiç de hasta olmadım..

0 yorum gelmiş :):

Yorum Gönder

 

Mail ile Takip