... ve pembe bulut sardı onları

içi sıcacıktı ve akide şekeri kokuyordu...

koca

larız

kafa

biz

biz

Dukan - Gün 5: Yıl Dönümü Çılbırı!

15 Haziran 2012 Cuma

Sanırım Dukan amca ile yıldızlarımız barışmak üzere. Okuduğum pek çok negatif yoruma dayanarak böbreklerimin bir iki gün içinde "hacı bizden bu kadar" diyeceğini sanıyordum. Hatta ne yalan söyleyeyim bu son dört gündür azcık ayağımda bir ağrı hissetsem "aha da gut oldum!" gibi içime içime çığlık atıyordum. Bir kaç dakika önce Osmanbey'den Mecidiyeköy'e o ayaklar yürümedi sanki..

Günde üç dört defa ayna karşısına geçip diş kontrolü yaptığımı da itiraf etmeden geçemeyeceğim. Zira diyeti uygulayanların bazılarının dişlerinde vitamin eksikliğine bağlı beyaz lekecikler oluşmuş. Evet saniyede 300km hıza çıkabilen bir gaz alma kapasitem var.


Bugün Atak evresinin 5. günündeyim. İlk üç gün boyunca süren, aşırı sinirlilik, konsantrasyon bozukluğu, halsizlik ve "mal" olma halinden eser yok. Hayatım boyunca hiç içmediğim kadar çok su içiyorum. Bu iyi bir şey çünkü ben koca bir hafta boyunca hiç su içmeden yaşadığımı bilirim. Ailevi bir kalıtım sanırım, suyu yutabilmek konusunda ciddi sıkıntılarım var. Yoğurt ve yumurta hayat kurtarıcım oldu. Bir yandan da yumurta  sebepli bir kaç ergen sivilcesi ile bu olmamış civcivler "beni fazla abartmasan sanki daha iyi olur" der gibiler. Orası ayrı.

Tam olarak barış imzalamak için vakit henüz erken. Uzun vadede ne getirecek ne götürecek hep birlikte göreceğiz. Benim bu naçiz bedenim türk dukanistlerine feda olsun! 

Gelelim canım kocam bu atak devresini nasıl geçiriyor... Dukan yapan birini dışarıdan izlemek gerçekten çok eğlenceliymiş. Ben diyete ilk başladığım günlerde, bana "okuduğun yorumlardan fazla etkileniyorsun, bir iki günde halsizlik ve sinirlilik hemen oluşamaz". "Senin bu halin pşikolojik" diyen kocam daha ilk günden türlü inciler ile bana seyretmeye doyamadığım bir eğlence sundu. 

Dün bizim evlenme yıl dönümümüzdü. Deliye her gün bayram misali, biz özel günlerin çoğuna pek rağbet etmeyiz ama evlilik yıl dönümü ve doğum günleri pek çok insan gibi bizim için de ayrı bir anlamı olan günler. Bunun haricinde kadeh kaldırmak için itfaiyenin kuruluşunu ve kabotaj bayramını da asla es geçmeyiz. 

İkimiz de diyette olduğumuzdan ve henüz istanbul'da dukan yemekleri sunan bir restoran olmadığından, kutlamanın "yemeğe çıkmak" konseptinin biraz dışında olması tercihimizdi. E bütün hayatını yeme içme üzerine kuran bir aile olarak "e n'apalım o zaman?" sorusunun ardından bakakaldık birbirimize. Ne yapsak güzel bir kadeh şarabın ve medium rare bir bonfile'nin yerini tutmayacağından çok farklı bir çözüm bulduk. Dukanda bonfile yiyebiliyorsun demeyin bana kuru kuru ne yiycem onu, hani onun cafe de paris sosu hadi o olmadı hani onun demi glace sosu... havam batsın... Ooof bu nasıl bir kadınmış demeyin, anlayın işte asıl sıkıntı bir iki kadeh bişey içememek! 

Neyse n'apalım n'apalım derken, hiçbir atraksiyon yapmasak olmaz, aylardır uğramadığımız spor salonunu şenlendirmeye karar verdik. Önümüzde aşılması gereken birkaç engel olduğunu akşam kocam iş dönüşü elinde bir buket çiçek ve buzhane balıklarına öykünen ama romantizm konusunda oldukça büyük bir çaba içinde yanıp tutuşan ve tatlı tatlı bakan uyku öncesi gözleri ile kapıda belirdiğinde anladım.  O atağın ilk gününde!!! Ben de aksine cin gibiyim! Hayat benim için normal akışında! Hani yolda çişiniz geldiğinde ve uygun bir tuvalete kavuşmak pek mümkün gözükmediğinde her yer uygun görünür ve şuracığa yapsam kimse görmez psikolojisi vardır ya hah işte elinde çiçekleri ile kapıda duran kocam için elindeki buket kuş tüyü yastık, bahçedeki çimler de puf puf yataktı büyük ihtimalle! 

Evlilik böyle bişey benjamin. Zıtlıkların uyumu asıl mesele! 

Gelelim yıl dönümü menüsüne. Tarihin en romantik çılbırını yaptım ey ahali! boool sarımsaklı yoğurt yatağında poşe yumurta üstüne tercihen nane ve pul biber, hindi füme ve light taze kaşar dilimleri eşiliğinde. Heeyt be! böyle söyleyince pek bir afili oldu. Yemeğimizi tatlı tatlı yerken ben de her gün olduğu gibi pancar motoru takmışçasına "o oldu, bu oldu, sonra açtım telefonu onu dedim bunu dedim, üstüne ne dese beğenirsin, böle böle olunca şöle oluyomuş tabi.." diye olan biteni anlatırken kocam oldukça derinden gelen bir ses ile inlercesine "...dur bi..." dedi. O da refleks. Yoksa bilinç neviinden birşey yok. Bir insanın yüzünde hiç mi ifade olmaz? İşte o an anladım atağın ilk iki günü etrafımdakiler neden bana "kızım bir tepki ver, noldu sana böyle" gibisinden şeyler söylüyorlar.

Aklınızda olsun, bir yakınınız, arkadaşınız, sevgiliniz, ananız babanız Dukan diyetine başlarsa ve ilk üç gün boyunca içlerine zombi kaçmış gibi gezerlerse, onları sevin, bağrınıza basın! İlgi ve şefkati çok görmeyin! Bilin ki geçici bu ruh çekilme hali.

Yemek sonrasında aldık çantalarımızı düştük yola. daha yolun yarısında metronun yanlış kapısından çıkıp alışveriş merkezinde aniden birbirimizi kaybedince anladık ki, cardio yapmamamız, ağırlık çalışmamamız bizim için daha doğru olacak, giydik mayolarımızı kendimizi havuzda bulduk. Salona gelinceye dek hali hazırda iki ders blok spinning yapmış kadar yorgun olan bu mutlu çift ile ilgili olarak; kafasında bone, gözünde yüzme gözlüğü, karbonhidrat eksikliğinden olsa gerek üşümekten bi hal olmuş, ama evlilik yıl dönümü romantizmi gereği "elele" jakuzinin içinde oturan iki Vecihi gelmeli aklınıza.  

Tabii bir iki tur yüzmeye de çabaladık. Ama olmadı. Olduramadık. Kolumuz kalkmıyor yerinden nerede kalmış o kol kulaç atacak, bir yandan da ayakları çırpacak, kafayı senkronize bir şekilde çevirip boğulmadan nefes alacak.. Allahım yüzmek ne komplike bir şeymiş. 

Doğruca gidip duşumuzu alıp,konsepte uygun romantik bir şekilde salonun terasınan istanbul'u izleyerekten birer kahve içip doğruca evimize döndük. 

Sonrasını hatırlamıyorum.

Bu akşam da kuzenimin şerefine cihangirde bir çilingir sofrası kurulacak. Biz de hayatımızda ilk defa bir meyhanede kahve içeceğiz. Bakalım o nasıl olacak...

Bana sorarsanız Dukan acilen içki konusunda bir formül geliştirmeli! 






2 yorum gelmiş :):

Adsız dedi ki...

o kadar saçma ki. dukanı bu kadar alaya alıp. kalkıp bide deneyip ayrıca saçma sapan yorumlarda bulunup seyir evresine geçemeden günlüğü kesmek. yapmasaydın arkadaş! boğazına sarılan mı var? yeni başlayanlar senin şu rezalet bloğunu okuyup mutsuz başlayacaklar. ne hakkın var buna? ben yapıyorum 43. günümdeyim çokta mutluyum. neden mi? senin o devam ettiremediğin diyetin sonuçlarını gördüğüm için. keşke bu kadar rezil bi blog açmayıp. kendi yorumlarını kendi kafanda saklasaydında bi işe yarasaydı. yazma tarzında ki argo kelimeler felan. hakikatten gereksiz bi insansın sen yaa

samdakayisi dedi ki...

Bu yorum bir şeyin daha kanıtı açıkçası. Yüksek protein disiplini uygulayanları agresifleştiriyor :))
43. günüm demişsin. Kolay gelsin, umarım çok mutlu olursun ve ideal kilona ulaşırsın. Ben ulaştım neredeyse, bir iki kiloyu saymazsak. Darısı başına

Yorum Gönder

 

Mail ile Takip