... ve pembe bulut sardı onları

içi sıcacıktı ve akide şekeri kokuyordu...

koca

larız

kafa

biz

biz

GOFRET GÜNLÜĞÜ |01| HOŞGELDİN

9 Şubat 2010 Salı

normalde yat dinlen günü olan cumartesilerden şubat ayının 6'sına denk geleninde, sıkıcı, yorucu, hafakan bastırıcı bir fuar debdebesi içinde; gün bitse, fuar iptal olsa gibi bilumum beyin baloncukları çıkarmakla meşguldüm. en sonunda gün bitti... en yakın arkadaşımla buluştuk ve yollara düştük.. zor da olsa günün sonunu getirmenin dayanılmaz hafifliği ve sevgilimin "sen hele bir gel eve ben seni çok eğlendiricem" cümlelerinin verdiği neşe beylikdüzü - mecidiyeköy arasını saatte 10 km ye düşen trafik sıkışıklığına rağmen 10 dk gibi algılamama neden olsa da ayaklarımdaki sızı, başımdaki zonklama "dur hele, hiç de eğlenceli değil, sen gayet eziyet çekiyosun kendini kandırma" diyordu. Adı nedeniyle daha minicik yaşımdan itibaren çakmaktaş ve moloztaşların komşumuz olduğuna inanmama neden olan sokağımıza girdiğimde aniden tüm kuvvetiyle esmeye başlayan ayaz, seri küfür komut mekanizmamın açılmasına ve sokakta önüme çıkıp hızımı kesen bir takım kendini bilmezlere potansiyel düşman gözüyle bakmaya başlamama neden olmuştu.
Tüm bu "dengesiz ikizler ruh hali"min cilveleri sivritaş sokak boyunca devam etti.
Sonunda evim evim güzel evime kavuşmuştuk. Zili çalarken kafamda bin tilki, "kesin ahmet arkadaşlarımızla içerde pes oynuyor, ya da garanti maç var"," karnım da aç, kim yemek yapıcak şimdi", "ama ben cok yorgun ve mutsuz bir fuar zedeyim" terennümleri eşliğinde dönüp dolaşıyordu. en nihayetinde kapı acıldı. herkesin yüzünde garip bir ifade, ki burdaki garipten kasıt daha çok bir hinlik, bir iş çevirme alameti olarak değerlendirilmeli. selim elinde telefon tuvalet kapısının önünde telefonu yeni görüyormuşçasına dikkatli bir yandan hoşgeldin diyor bir yandan telefonu kurcalamaya devam ediyor, kocam masanın önünde durmuş, komik bir ifade suratında, ki o an pek anlamlandıramamıştım ne yalan söyleyeyim, özge peşimde o da yorgun ve bitkin ama nedense hareketlerimi izliyor.. allah allah n'oluyo bunlara böyle? tamam çok normal değiliz hiç birimizi ama hangi ara hepbirlikte oynattınız yahu dercesine yüzlerine bakarken...
önce masanın üzerinde duran ,ama aslında aylardan beridir mutfak dolabının kapağına yapıştırdığım, boğazında kırmızı kurdela olan yavru köpek resmini görüyorum.. " A-aa kim çıkardı bunu yerinden??" derkeeen, resmin yanındaki köpek mükafat bisküvileri dikkatimi çekiyor... ""A-aa bunlar neee?" ve o anda ayılıyorum.. evin içinde tımarhaneye yeni giriş yapmışçasına koşmaya başlıyorum.. "nerde o ? geldi miii? nereye sakladınız??? ama daha 3 hafta var doğmasına!! nerdeeee?" bir yatak odasına koşuyorum, bir salona, sanki kör oldum, deliricem... vik vik ağlama sesi geliyor kulağıma ama bulamıyorum.. etrafımdaki herkes ne yapacağımı merak eden gözler ve 32 diş eşliğinde bana bakıyor.. sağıma dönüyorum ve koltuğun minderleri arasından kafasını uzatmış, kuyruğunu deli gibi sallayıp bana doğru gelmeye çalışan, minik yaratığı görüyorum...
büyük ihtimalle öldüm ve melekler ölümüm adına bana hayatta en çok istediğim anı yaşatıyor.. yoksa gerçek olamaz...

Ama oldu... sevgili dostum bıdık aramızdan ayrıldıktan sonra içine düştüğüm boşluktan beni sevimli gözleri ve her daim sağa sola sallanan kuyruğuyla çekip çıkartmaya ant içmiş gibi evimin salonunda dolaşan bu minik yavru kollarımda artık..



0 yorum gelmiş :):

Yorum Gönder

 

Mail ile Takip