... ve pembe bulut sardı onları

içi sıcacıktı ve akide şekeri kokuyordu...

koca

larız

kafa

biz

biz

Diken Dosya : tarihten günümüze değişik işkence yöntemleri 2 - Kazıklı Voyvoda

20 Mart 2009 Cuma

Voyvoda III. Vlad, Drakula ya da Kazıklı Voyvoda 1448, 1456, 1462 yılları arası ve 1476 yıllarında Eflak beyliğinin voyvodası (prens) idi.
Voyvoda III. Vlad düşmanlarını (özellikle esir aldığı Osmanlı askerlerini) kazıklara çakarak işkenceyle öldürmesiyle tarihe geçmiştir. Sonradan Bram Stoker'ın Drakula romanına ve Drakula filmlerine konu olmuştur.
Osmanlılara yenilen Vlad'ın babası onu rehin olarak Osmanlılar'a vermişti. Yaşamının bir kısmını Osmanlıların elinde tutsak olarak yaşadı. Osmanlılar'ın egemenliğini kabul ederek Eflak'ın başına geçti. 1462 yılındaII. Mehmet Eflak seferine çıkarak Vlad'ın ordularını yendi ve Eflak'ı Osmanlı Devleti'ne yeniden bağladı.1476'da Vlad tekrar baş kaldırdı ama gene Osmanlı ordularına yenildi. Bu sefer öldürüldü ve kesilen başı öldürüldüğünü ispat etmek için İstanbul'a gönderildi.


Son derce canice işkenceler yapan bu lider özellikle işkencelerin salt acı değil psikolojik olmasına özen gösterirdi. Yeni doğum yapmış anneleri bir direğe bağlanırdı. Süt dolu göğüsleri kesilir onun yerine ise bebeklerinin başlarını kestirip diktirirdi ve kesilen göğüsler köpeklere yedirirdi.


Kimi zaman ise kurbanların vücutları fazla kan akıtmadan derilerinden arındırılır ve sonrasında üstüne tuz sürülüp, kaçilere yalatılmak suretiyle, sürülen tuzun kristalimsi yapısı yavaş yavaş kanata kanata çok ağır bir şekilde kan kaybından öldürülürdü , ki bu süre bazen günler alırdı.


Voyvoda’nın sinema tarihi boyunca filmlere konu olan en klasik metodu ise kurbanlarını yaklaşık bir metre yüksekliğindeki ucu sivriltilmiş kalın odunlara oturtması olarak bilinir.


Kendisine gönderilen elçilerin sarıklarını kafalarına çaktırıp sonrasında geri çekerek çıkartmak gibi akıl almaz işkence tekniklerinden de bahsedilmekte..


Bunlar her ne kadar tarih kitaplarında net bir şekilde anlatılsa da, hepsinin masal olmasını ümit etmeden de geçemiyor insan..






Gün kararıp gölge düştüğünde kelebeğin kanadına,
Örümcek ağında çırpındığında karınca,
Yağmurun yıkadığı yeşilden bile ürker serçeler...



Bu gece konuğumsun.
Düşlerimde biriktirdiğim yap bozun belki de son parçası...
Yapmacık umutların aksine sahici
Yalnızlığımı arttıran bir misafir

Bir iki saat sonra kapıyı ellerimle aralayacağım
Ve sen çıkıp gideceksin.
Yılların akışından ölesiye korkan ben
Belki de gerçekten yapayalnız kalacağım.

Ve bu defa kapının eşiğindeki ayak sesleri
Bana seni fısıldamayacak.

Bu gece konuğumsun.
Sen son basamağı indiğinde
Gözlerimi kapayacağım,
yüzünü göremeyeceğim



Dudaklarının tadı bardağımda hapsolacak
Yazın ortasında ben ayazda kalmış it gibi titreyeceğim.
Sokağı dönüşünü ölesiye merak edip
İnadına yumacağım gözlerimi...
Kıvrılıp bir kapı arkasına
Bir anlam yüklemeye çalışacağım hayatıma.
Aklıma gelenleri süpürüp iteleyecek tutamadığım göz yaşlarım...
Kaç defa daha uyanmam gerektiğini hesaplayacağım sonra.
Kaç defa daha durduğundan şüphelendiğim saate bakacağım gelecek aklıma,.
Kaç defa daha sen geleceksin aklıma ve ben
Kaç defa daha hesaplayacağım...kaç defaları...

30-4-2003
söz verişlerimiz boşunadır çoğu kez..
ve beklenenler çok uzaktayken bile uzakları anlamsız kılabiliyorsa
sözlerimiz de boşunadır bi yerde...
geçerli intihar nedeni uydurmaya ne gerek var
adının geçeceği tek yer 3. sayfa haberleri
farkındasın ..
o yüzden boş gözlerle bakışın.
bir yanın, omzunda uçak biletleri..
ve ayazda nöbet tutar diğer yanın...

Diken Dosya : tarihten günümüze değişik işkence yöntemleri 1 - Pirinç Boğa'da Kızartmak


Pirinç dökümcüsü Atina'lı Perillos,Agrigentum Tiran'ı Phalaris için yeni bir suçlu öldürme yöntemi icadı olarak, tamamen pirinçten içi boş ve bir tarafında kapı bulunan bir boğa yaptı.
Kurban boğanın içine kapatılıyor ve sonra boğa altına yerleştirilen ateşle metalin rengi sıcaktan kırmızaya dönene kadar ısıtılıyor, böylece kurbanın içeride yavaşça kızararak ölmesi sağlanıyordu.

Boğanın başı, karmaşık bir sistemle tüp ve tapalarla yapılmıştı ve böylece mahkumların çığlıkları kızmış bir boğa böğürmesine dönüştürülebiliniyordu.
Söylendiğine göre boğa tekrar açıldığında, kurbanın kavrulmuş kemikleri mücevher gibi parlıyordu ve bunlardan kolye yapılıyordu.

Pirinç boğayı beğenerek sipariş vermiş olan Phalaris, boğanın boynuzundaki ses sisteminin bizzat Perillos'un kendisi tarafından test edilmesini istemiş, Perillos içeri girince hemen kapıyı kapatmış ve ateşi yakarak bu icadın ses sisteminin çalışıp çalışmadığını Perillos'un çığlıklarından öğrenmeye çalışmıştı.

Perillos'un ölmesine ramak kala, Phalaris kapıyı açarak onu dışarı çıkarmıştı. Onu boğadan çıkardığında, Perillos icadı için bir ödül alacağına düşünürken; bunun yerine Phalaris tarafından bir tepenin başından aşağıya yuvarlayarak öldürülmüştür.
Söylendiğine göre Phalaris, Telemachus tarafından tacı elinden alındığında, kendi siparişi olan bu pirinç boğanın içinde öldürülmüştür.

Roma kayıtlarına göre Pirinç boğa bir işkence aleti olarak Hristiyanları öldürmek için de kullanılmıştır. Hristiyan efsaneleri, Aziz Eustace'in karısı ve çocuklarıyla bereber İmparator Hadrian, Bergama Piskopos'u olan Küçük Asya'nın ilk Hristiyan şehidi Aziz Antipas'ın ise 92 yılı civarında Roma İmparatoru Domitian tarafından pirinç bir boğada kızartılarak öldürüldüğünden bahseder.

Bir diğer Hristiyan azizi olanTarsus'lu Aziz Pelagia , söylendiğine göre 287 yılında Roma İmparatoru Diocletianus tarafından pirinç boğa da kızartılmıştır.

Heredot' a göre, prinç bir boğanın içerisinde kızartılmak Antik Yunan da işkencenin en bilinen yöntemiydi. Genel tanımlamalara dayanarak, genellikle ölümcül olduğundan, bu işkenceden ziyade bir idam yöntemiydi ve sorgulama için çok fazla kullanılmıyordu.

Söylenenlere göre, pirinç boğanın nasıl yapıldığının ve kullanıldığının detaylı açıklamasını ilk defa M.Ö. 2.yüzyıl'da Satirist (hiciv yazarı) Lucian vermiştir.

once in a while...








...




kimi zaman haddinden büyük

kimi zaman olabildiğince küçük

ve zaman zaman kendin de olsan


gel


cicozlar, lolipoplar, lastik oynamak için biraz don lastiği

ve eskimiş papuçların çürümüş meşin kokusuyla


gel


şeker yemekten çürümüş dişlerimiz eleverse de kimliğimizi,

devlere inat sırıtabiliriz taşların altında yuva kuran karıncalara..


tanıdık kokular

tanımadık bakışlar

hain korkular


ve

yalnızlığın habercisi pazar tellalları


benim ülkem küçük

sınırlarım sular altında

ve örtülü kalmış kahramanların madalyaları



çok uzak gelse de sesin


sana inat


merhaba...


ara sokaklarinda otobusler dolasir bu semtin.. cocuklar saklambac oynar katilleriyle.. kaybedenin cesedi merdiven boslugunda yatar.. olu dogan kedi yavrulariyla koyunkoyuna.. belki de bu yuzden sevmiyorum cocuklari..

geçmişi özledikçe yaşlanır insan..


ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak

OLUM GELECEK VE SENIN GOZLERINLE BAKACAK
SABAHTAN AKSAMA DEK,
UYKUSUZ SAGIR,ESKI BIR PISMANLIK
YA DA ANLAMSIZ BIR AYIP GIBI
ARDINI BIRAKMAYAN BU OLUM.
BIR BOS SOZ,
BIR KESIK CIGLIK,
BIR SESSIZLIK OLACAK GOZLERIN
BOYLE GORUNUR HER SABAH
YALNIZ SENIN UZERINDE KIVRIMLAR
YANSITIRKEN AYNADA
HANGI GUN EY SEVGILI
UMUT,
BIZLER DE OGRENECEGIZ SENIN YASAM OLDUGUNU ,
HICLIK OLDUGUNU.
HERKESE BIR BAKISI VAR OLUMUN
OLUM GELECEK VE SENIN GOZLERINLE BAKACAK
BIR AYIBA SON VERIR GIBI OLACAK,
BELIRMESINI GORUR GIBI AYNADA
OLU BIR YUZUN,
DINLER GIBI DUDAKLARI KAPALI BIR AGZI.
O DERIN BURGACA INECEGIZ SESSIZCE.

(CESARE PAVESE- olum gelecek ve senin gozlerinle bakacak)

ve dinlemeli.... http://www.pinkfloyd.com/

Sonunda


sonunda karlar eriyor.. aslında ilk başta çok eğlenceliydi.. yürürken çıkan kart kurt sesi.. karların üstünde yuvarlanmak, poşetlerle kaymak ve tabiki kardan adam ( daha doğrusu kardan bişey.. ama adam değil.. kar canavarı?) ve kar topu savaşı.. ama kabak tadı verdi.. bünye alışık olmayınca sıkıntı yaratıyor bir müddet sonra..
Cuma, Şubat 11, 2005

 

belki bir gün kabul edicek.. 

kim bilir..


hayal kurmaya devam.

yeni bir başlangıç..

iş bu blogun oluşturulma nedeni aslen http://www.petitbeurre.blogspot.com/ adresinde 2005 yılından itibaren bu güne değin ikamet etmekte olan, aynı zamanda da blogger eklentilerini sağlıklı çalıştıramamaktan muzdarip olan içeriğin bir nevi kendini re-fresh etme isteğidir.

Kırılır mı bu istek, bu şevk?
Asla..

Haydi o zaman, buradan devam..